YALÇIN İPBÜKEN’İN TÜRK GÜREŞİNE HİZMETLERİ. Doç.Dr.Celal TAŞKIRAN Hocamızın 11 Ağustos’ta kaleme aldığı Yalçın İPBÜKEN ağabeyimiz ile ilgili ekteki makalesini sizlere sunayım dedim.
Bir ricadam olacak. Lütfen sonuna kadar okurmusunuz. Yalçın İpbüken adını ilk defa 1976 yılında TOFAŞ SAS Güreş Kulübünü kurduğu zaman duymuştum.
O zamanlar 19 Mayıs Gençlik Spor Akademisi öğrencisi, aynı zaman da
Greko Romen milli takımı ve MTA Spor Kulübü güreşçisiydim.
TOFAŞ SAS, güreş sporunda ilk defa özel sektörün kurduğu bir güreş kulübü olması açısından çok önemliydi ve kulübü gıptayla izliyordum.
Türkiye’de güreş sporu Uluslararası alanda başarılarının devam edebilmesi ve yeni başarılara imza atabilmesi adına pozitif ayrımcılık olarak,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri güreş sporuna hem Spor Federasyonlar içinde en büyük bütçeyi ayırıyor, hem de devlet sektörü işletmeleri olan Türkiye Şeker Fabrikaları, MTA Enstitüsü, DSİ,
Devlet Karayolları, Tekel İşletmeleri,
Ziraat Bankası, Emlak Bankası, Etibank, Emniyet Genel Müdürlüğü, Devlet Üretme Çiftlikleri gibi devlet kurumlarında güreş kulüpleri kurularak güreşçi ve antrenörler istihdam ediliyordu.
Bu devlet kuruluşlarının güreş kulüpleri arasında ilk defa özel sektör kuruluşu TOFAŞ SAS gibi iddialı bir güreş kulübünün kurulması o günün koşullarında büyük bir olaydı.
Yalçın İpbüken, dönemin spor akademisi mezunu tek güreş antrenör olan ve
1971 Akdeniz Oyunları Serbest Güreş Milli Takımımızın 10 sikletini de şampiyon yapma başarısını gösteren
Muharrem Atik’i TOFAŞ SAS güreş kulübünün başına baş antrenör olarak getirmiş ve o dönemde serbest güreşin en iyileri olan
Reşit Karabacak, Mehmet Sarı,
Mehmet Güçlü, Hüseyin Çokal,
Mehmet Öztürk, Ömer Sakızcı, Kamil Özdağ, Nurettin Kurt v.b.leri kulübüne kazandırmıştır.
TOFAŞ SAS güreş teknik kadrosu ve milli güreşçileri o günlerin koşullarına göre büyük başarılara imza attılar.
Bunların içinde en büyük başarıyı ilk defa Avrupa Kulüpler arası Güreş Şampiyonluğunu elde etmesiydi.
O dönemlerde güreş sporunda çok güçlü olan sosyalist ülkeler olan Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya v.b. ülkeleri yenerek ilk defa Avrupa Şampiyonluğunu Türkiye’ye getirmişlerdi.
TOFAŞ SAS 1977 yılında o zamanların en iyi 2 serbest güreş takımları olan Şekerspor ile MTA Spor Güreş Takımlarına meydan okuyarak Bursa’da 3’lü turnuvaya katılmaya zorlar.
Bunu gazeteler aracılığıyla çok iyi bir psikolojik baskı kurar ve sonuçta bu iki takım turnuvaya katılmak zorunda kalırlar. Yalçın ağbi bu turnuva için çok zekice bir çalışma yaparak güreşin seyircisinin daha çok kırsal bölgelerden olacağı düşüncesiyle köylerden davul zurnalarla seyircileri Atatürk Spor Salonuna taşıdı. Salonun kapasitesi 5 bin olmasına rağmen o güne kadar görülmemiş bir seyirci geldi ve
10 bin kişiyi salona içine sıkıştırırken, 10 bin seyirci salona giremedi ve dışarda kalıyordu.
Böyle bir seyirciyi
Atatürk Spor Salonu daha önce ne gördü, ne de bundan sonra da bir daha görmesi olası değildir.
Bu kadar güreş seyircisini toplamak ancak Yalçın ağbinin dahiyane düşüncesiyle olabilirdi.
Çünkü 1970 li yıllar Türkiye’nin güreşte Uluslararası yarışmalarda başarısız yılları olduğu için güreşin seyircisi çok ciddi şekilde azalmıştı.
Örneğin aynı yıl 1977 Büyükler Avrupa Güreş Şampiyonası yine Bursa’da yapıldı ve finallerde dahil olmak üzere hiçbir zaman Spor Salonu dolmadı.
Yine Yalçın ağbinin bu 3’lü turnuvaya sayın Vehbi Koç’u ikna ederek getirmesi ve saatlerce yarışmaları izletmesi o güne kadar görülmüş bir şey değil, sonrasında da olmamıştır.
Bu da Yalçın ağbinin en büyük başarılarından birisidir. Yine bu turnuva ile ilgili ilginç hatırladığımda o zamanlarda güreşin hemen hemen hiç bayan seyircisi olmadığı halde, o zaman nişanlı olan
Reşit Karabacak’ın nişanlısı olarak kendilerini tanıtarak 10’larca kız seyircilerin biletsiz içeri seyirci olarak girdiklerini duymuştum.
Yalçın ağbi
1987 yılında Güreş Federasyonu başkanı olarak atandığında yine ilkler yaşanıyordu. Güreş Federasyonu başkanlığına ilk defa bir özel sektörden üst düzey profesyonel yönetici atanıyordu.
Bundan önce Güreş Federasyon başkanlığına atananlar genellikle devlette bürokrat olarak çalışanlar veya kendi işini yapan iş insanları oluyordu.
Yalçın ağbinin TOFAŞ SAS güreş takımındaki ve özel sektördeki performansını Güreş Federasyonuna yansıtması, güreş sporuna bir ivme kazandırması amacıyla
Güreş Federasyonu başkanlığına atanmıştı. Yönetim Kurulunu ve alt komisyonları oluştururken çok hassas seçim yaparak geçmişte Güreş Federasyonunda, devlet veya özel sektörde ciddi başarılara imza atmış bürokrat ve başarılı iş insanlarını yönetimine aldı.
Bunlardan bir kaçını sayacak olursak;
Güreş Federasyonu başkanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlük yapmış Mehmet Akzambak,
ilk defa yurtdışında spor bilimlerinde lisansüstü eğitim almış ve güreş Milli Takımları kondisyonerliği yapmış olan spor yazarı Turgay Renklikurt,
milli güreşçi Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığında Genel Müdür Şevket Ilgaç,
milli güreşçi Zorlu Holding Vestel Şirketler Grubunda üst düzey yönetici Güven Uçkan v.b. Ben de bu Federasyonun Eğitim Kurulunda görev yapma şansına sahip oldum.
Yalçın ağbi, Koç Holdingte profesyonel olarak çalıştığını, dolayısıyla kendisinin 1 yıl başkanlık yapmak üzere izin aldığını söyleyerek, 1 yılda yapacağı işleri tasarlayarak Güreş Federasyonu Başkanlığına çok hızlı başladı.
Bu 1 yıllık süre içerisinde 10 yıllık çok önemli işler yaptı. Bunlar içinde bana göre kalıcı ve yıllarca hizmet etmiş olan en önemli 2 projeden
1.cisi “Yetenek seçimi için karakucak projesi”, Güreş Federasyonu Başkanı Yalçın İpbüken ve Yönetim Kurulu, güreşin uzun süreden beri yetenekli güreşçi bulup çıkaramayan altyapı problemini köklü olarak çözebilmek için çeşitli araştırmalar içine girdiler. Daha sonra Federasyon Yönetim Kurulu üyesi olan eski Federasyon Başkanı Mehmet Akzambak olmak üzere diğer Yönetim Kurulu Üyelerinin çalışmalarıyla
“Karakucak Güreş Projesi” fikri ortaya çıkmış oldu. Karakucak Güreş Projesinin temel dayanağı; bizim güreşte altın çağ olarak ifade ettiğimiz 1936-1968 yılları arasında Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu olan güreşçilerimizin hemen hemen tamamına yakını küçük yaşlarda köylerde düğün güreşlerinde veya ilçelerde yapılan panayırlarda karakucak güreşlerinde elde ettikleri başarılarla yeteneklilerini keşfetmesi sayesinde
Türk güreşine kazandırılmış ve daha sonra şampiyon olmuşlardı.
Güreşin eski günlerde altyapısını karakucak güreşleri oluşturduğu gibi, bugün de yetenekli güreşçileri yine eskiden olduğu gibi karakucak güreşlerinden keşfedilebileceği düşüncesi hâkim olmuştur.
Hazırlanan karakucak projesinin hayata geçirilmesi, Sayın Yalçın İpbüken ve onun Federasyonuna nasip olamadı.
Çünkü projeyi gerçekleştirecek zamanları yoktu.
Daha sonra Federasyon Başkanı olan
Esat Güçhan ve Yönetim Kurulu, Türk Güreşi için hayati önemi olan hazırlanan Karakucak projesine dört elle sarıldı ve projeyi 1988 yılında hayata geçirdiler.
Bu Karakucak güreş yetenek seçimi projesi, Türk güreşine can simidi oldu ve günümüze kadar
Türk Güreşinin alt yapısını oluşturdu ve geçmişte Şeref Eroğlu, Nazmi Avluca, bugünün Rıza Kayalap, Taha Akgül gibi 10’larca Avrupa, dünya ve Olimpiyat şampiyonlarını yetiştirdi.
Yalçın ağbinin Federasyon başkanıyken yaptığı 2.ci en önemli projesi
“Eğitim Faaliyetleri” idi. Yalçın ağbi güreşin en büyük sorununun bilimsel altyapısının çok yetersiz olduğunu düşünerek, eğitimin tüm gelişmelerin altyapısını oluşturduğu düşüncesiyle, güreş sporunda o günün koşullarında otorite olan Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerden bilim insanları, antrenörler, spor hekimlerini Türkiye’ye getirilerek, seminerler, bilimsel toplantılar ve teknik taktik uygulamaları faaliyetleriyle Türk Güreşine ilk önce bilimsel temeller oluşturulmaya çalıştı.
Güreş sporunda popüler olan bu bilim insanları ve antrenörlerden bazıları; Sovyetler Birliği Serbest Milli takımı baş antrenörü Yuri Şahmuradov, Greko Romen antrenörleri Sapinov ve Rüstem Kazakov, Romanya Greko Romen güreş milli takım baş antrenörü Corneanu, Macaristan Greko Romen Milli Takım başantrenörü Hegeduş v.b. Öncelikle bu yurt dışından getirilen güreş otoriteleriyle birkaç ilde seminerler yapılarak
Türk Güreşine bilimsel temel oluşturulmaya çalışıldı. Bu seminerler sırasında çok ilginç bir anekdotum oldu.
1980’li yıllarda komünist ülkelerde çalışanlar demokratik ülkelere göre çok düşük ücret alıyorlardı, Romanya’dan gelen spor hekimi Sarıyer’de seminer yaparken Yalçın ağbi geldiğinde yanına gelir
“Mr President, science is very expensive”(Sayın başkan, bilim çok pahalı) der, Yalçın ağbi onun derdinin ne olduğunu bilir ve bu kişiler verimli olsunlar diye, cebinden 100 dolar çıkarıp kendisine verirdi. Bu duruma birkaç defa şahit oldum. O günlerde bu tür bir paranın herhangi bir şekilde devletin bütçesinden ödeme imkanları yoktu, bunun gibi paralar tamamen Yalçın ağbinin cebinden çıkıyordu, bundan dolayı Yalçın ağbinin yaptığı fedakarlığı çok takdir etmiştim.
Daha sonra öğrendiğin kadarıyla başkanlığı döneminde de Federasyondan hiçbir harcırah ve seyahatlerin yol parasını bile almamıştı. Bunu öğrendiğimde Yalçın ağbi gözümde bir kat daha büyümüştü.
Yalçın ağbi bu bilim insanlarından elde edilen bilgi ve deneyimle
Federasyonun Eğitim Kurulundan Türk Güreşine ilk defa yıllık antrenman planlanmasının yapılmasını istedi.
Bu Türkiye’de bir ilk olacaktı. Daha önceleri güreşe özgü bir yıllık plan ne yapılmıştı, ne de teşebbüs edilmişti. Güreş Federasyonu kendi yıllık antrenman planlamasını yapacaktı.
Eğitim Kurulu olarak İstanbul Sarıyer Kamp Eğitim Merkezinde çalışmaya başladık.
Her gün gelip yıllık plan ne durumda sorgulardı, bazı akşamları evi Sarıyer’de olduğu için gece 12 gibi geç saatlerde geldiğinde çalışıp çalışmadığımızı denetlerdi ki, bir gece geldiğinde Müsammet Başaran ile beraber yıllık plan üzerinde çalıştığımızı görünce mutlu olmuş, aferin almıştık.
Mesai mefhumu olmadan çalışmamızı ister, ne zaman bitireceğimizi(Deadline) sorardı. İlk defa güreşe özgü yıllık antrenman planlamasını bitirince, güreş antrenörlerini 2 ilde toplayarak hazırlanan yıllık antrenman planlamasını anlattık, planın içeriklerini, nasıl yapılacağını ve bunun güreşçilerin gelişimine sağlayacağı yararları anlatmıştık.
Bu durum da güreşte ilklerdendi.
Yalçın ağbinin güreş sporuna
3. olarak önemli hizmeti
2000-2004 yılları arasında seçimle gelen Osman Şansal Federasyon başkanlığı dönemidir.
Osman Şansal Federasyon başkanı olunca kendisiyle birlikte çalışmak isteğini bildirdi. Yalçın ağbinin tek şartı,
Federasyon başkanlığı dönemi süresince(4 yıl) kendisini yurtdışı seyahatine zorlamaması koşuluyla kabul edebileceğini söyler. Bu şartı duyduğum zaman inanılmaz şekilde etkilendim. Bu şart olağan değil, 100’de bir değil, 1000’de bir bile böyle yönetici bulmak mümkün değildir.
Çünkü Spor Genel Müdürlüğündeki Federasyonlar seyahat acentaları gibidirler ve yılda en az 30-40 arası yurtdışı seyahatleri olur.
Yönetim kurulu üyeleri için en cazip olan şey yurtdışı seyahatlerdir ve kimi zaman yönetim kurul üyeleri yurtdışı seyahat pazarlıklarıyla görev yaparlar.
İstedikleri seyahate gidemediklerinde küsmeler, istifalar gibi sonuçları olur.
Yalçın ağbi 4 yıl boyunca tek şartını yerine getirerek, ne kadar karakterli, ne kadar vatansever, samimi ve onurlu bir yönetici olduğunu gösterdi.
Bu anlamda Türk Spor tarihinde en büyük rol modelidir. Şansal Federasyonunda eğitimden sorumlu asbaşkan olarak görev yaptığı süreçte yine ilklere imza atıyordu.
2001 yılı Ocak ayında Antalya’da Güreş Kurultayı yapıldı. Kurultay o güne kadar yapılan ve daha sonra yapılan güreşin tüm bileşenlerini kapsayan, yöneticiler, antrenörler, hakemler, gazeteciler, sporun destek ekiplerle en büyüklerinden biriydi. Kurultayda yapılan tüm konuşmalar, oturumlar, tartışmalar kaydedildi ve daha sonra bunlar çözümlenerek yaklaşık 600 sayfalık bir kitaba dönüştürüldü.
Ekte linki mevcut;
Yalçın ağbi yine eğitim faaliyeti olarak
4 ve 8 yıllık master planlar yaptı.
Bu planları hayata geçirmek için çaba gösterdi. Yine master planlara paralel stratejik planlar hazırlandı ve yönetime sunuldu.
Yalçın ağbinin güreş sporuna hizmetleri tabiki bunlarla sınırlı değil, ancak yazılanlar başkalarının yapmayı bile düşünemediği ve bugüne kadar insanların unutamadıkları, başkalarının yaptıklarından farklı olanları sunmaya çalıştım.
Güreş sporu, hizmetlerinden dolayı Yalçın ağbiye minnettardır, hiçbir zaman unutulmaz.
Sağlıklı, mutlu ve başarılı nice yıllar dileklerimle.11.08.2024
Doç. Dr. Celal TAŞKIRAN
O dönemde başta;
PROF. DR. HALUK KOÇ,
Dr. RAMAZAN SAVRANBAŞI ,
Şevket Olgaç,
Ata KARATAŞ,
Murat …
Dr.Murat…
Yer almıştık.
Ve diğer..
gibi değerli hocalarımızda yer almışlardı.
Daha önce;
Kaleme aldığımız yazımız;
Güreşiyorum/portre 29 Yalçın İPBÜKEN
Türk güreşi 1968 sonrası yirmi yıl bir gerileme dönemine girdi.
İşte; 1987-1992 Yıllarında başlanılan ,,
Türk güreşinde Yalçın İPBÜKEN’ in başta özellikle güreşte. top yekun eğitimdeki başarılı hamlesi ile çıkışı,Türk güreşinde Güreş Eğitim Merkezlerinin Esat GÜÇHAN’ ın döneminde alt yapıya verdiği önemle ve Sadettin TANTAN’ ın Türk güreşine başta getirdiği disiplin ile zirve yaptı. Sağlam temele dayanan bu yapı 2000’ li yıllara kadar sürdü.
Güreşiyorum/Portre’de bu 29. Bölüm. Üçlü saç ayağı diyeceğimiz Türk Güreşinin gerileme döneminden sonra tekrar yükselişinin temel atılmasında SadettinTANTAN’ı sizlere yazdık. Bu bölümde Yalçın İPBÜKEN ‘ i ve en kısa sürede de Esat GÜÇHAN’ da kaleme alarak noktalamış olacağız. Bu üçlü Başkan gurubunun aldığı kararlar ve gerçekleştirdikleri Türk Güreşine adeta çağ atlattı. Hamza Yerlikaya ve diğer şampiyon neslin çıkmasında bu ve benzeri çalışmalar önemli rol oynadı.
Detaylandırırsak;
DEVAMI EKTE..
https://www.facebook.com/search/top?q=g%C3%BCre%C5%9Fiyorum%20portre%20yal%C3%A7%C4%B1n%20ipb%C3%BCken&locale=tr_TR
