ANA BABA HASSASİYETİ ve GERÇEĞİ…
Babam bana, bir ara aslında özür dilememesi gereken bir şey için özür diledi. Günlerden Salı idi. İstanbul’un o gri, sıkışık, insanın üstüne üstüne gelen akşamlarından biri…
Telefon susmuyor. Mesajlar birikiyor.
Evde herkes bir şey soruyor.
Televizyon açık ama kimse izlemiyor.
Kafamın içinde ayrı bir uğultu var.
Babam iki kere aradı. İkisini de açamadım.
“Birazdan dönerim,” dedim içimden.
Ama o birazdan, yine gelmedi.
Gece ben aradım. İlk çalmada açtı.
Sanki telefonu elinde bekliyormuş gibi.
“Rahatsız ettim oğlum, kusura bakma…”
Sesinde tuhaf bir yumuşama vardı.
İnsanın içini hafifçe çizen bir şey.
“Ne oldu baba?” dedim.
“Yok bir şey…
Televizyonun kumandası bozuldu. Basıyorum, çalışmıyor.
Ben de seni boş yere aradım herhalde.
İşinin arasında seni rahatsız ettiysem kusura bakma.”
Orada bir şey oldu.
Bir kumandadan fazlasıydı bu.
Cümlenin içinde başka bir şey vardı.
Bir geri çekilme…
Bir küçülme…
Sanki yardım istememesi gerekiyormuş gibi konuşuyordu.
“Baba, neden özür diliyorsun?” dedim.
Birkaç saniye sustu.
Sonra hafif gülmeye çalıştı.
Hani insan boğazındaki düğümü saklamak için güler ya…
“İşine engel olmak istemedim oğlum,” dedi.
“Senin de uğraşın var, hayatın var…
Bir kumanda için seni meşgul etmeyeyim dedim.”
İşte o an içime bir şey oturdu.
Babam…
Ben küçükken evde bozulan her şeyi yapan adam…
Gece bir ses duysa hemen kalkıp bakan adam…
Biz üşümeyelim diye üstünü örten, biz rahat edelim diye kendi rahatından vazgeçen adam…
Bir televizyon kumandası bozuldu ve beni aradı diye benden özür diliyordu.
Anahtarları aldım.
“Geliyorum baba,” dedim.
“Yok oğlum, gerek yok…” dedi.
“Aşağıdaki dükkândan pil alırım, komşuya sorarım, bir şekilde hallederim.”
Ama ben çoktan çıkmıştım.
Yolda kafamın içinde tek bir cümle dönüp durdu:
“Babam, benden bir şey istediği için kendini suçlu hissediyor.”
Kapıyı açtığımda salonda tek başına oturuyordu.
Televizyon karşısında.
Elinde kumanda.
Yüzünde o tanıdık ifade vardı:
Hem güçlü durmaya çalışan, hem de aslında kırılmış bir insanın yüzü.
“Göster bakalım,” dedim.
Kumandayı elime aldım.
Pili yerinden oynamış.
Kapağı gevşemiş.
Bir dakikalık işti.
Ama mesele kumanda değildi.
Mesele, bir babanın kendi evladını ararken bile iki kere düşünmesi.
Mesele, “yardım istersem yük olurum” duygusuydu.
Orada şunu fark ettim:
Bu sadece babamın meselesi değildi.
Bu bir çekirdek inançtı.
“İhtiyacım olursa rahatsızlık veririm.”
“Bir şey istersem yük olurum.”
“Seviliyorsam bile fazla yer kaplamamalıyım.”
Ve acı olan şu ki…
Bu inanç bana da geçmişti.
Ben de hep kendi işini kendi halletmeye çalışan,
kimseyi aramayan,
en zor gününde bile “idare ederim” diyen biriydim.
Çünkü bazı evlerde sevgi çoktur…
ama istemek zayıflık gibi öğretilir.
Bazı babalar çocukları için ömür boyu yük taşır…
ama yaşlanınca kendi ihtiyacını yük sanır.
Kumandayı düzelttim.
Televizyon açıldı.
Ekranda sıradan bir eski dizinin tekrarı vardı.
Babam bana baktı.
Bu diziyi çok severdim tekrar izliyorum her akşam bir bölüm çoğunu unutmuşum.
“Bunun için geldin ya…” dedi,
“Ayıp oldu.”
“Ne ayıbı baba?” dedim.
“Sen bana asla yük değilsin.”
Gözlerini kaçırdı.
Başını hafifçe salladı.
Bir şey söylemedi.
Ama bazı erkekler ağlamaz.
Sadece sessizleşir.
Ve o sessizlikte her şeyi anlarsın.
O akşam biraz daha oturdum.
Çay koydu.
Mahalleden bahsetti.
Eskiden tamir ettiği şeyleri anlattı.
Ben çocukken bozduğum oyuncakları nasıl sabırla topladığını anlattı.
Bir ara güldük.
Ve ben şunu fark ettim:
Ben hayatın telaşında koştururken,
onun hayatı yavaşlamıştı.
Ben “müsait değilim” dedikçe,
o benden bir şey istememeyi öğrenmişti.
İnsan bazen anne babasının yaşlandığını bir fotoğrafta değil…
böyle anlarda anlıyor.
Bir şeyi yapamadıkları için değil;
senden isterken mahcup oldukları için.
Çıkarken kapıya kadar geldi.
“Eline sağlık oğlum,” dedi.
“Sırf bunun için geldin.”
Sarılırken sırtı bana eskisinden daha zayıf geldi.
Ve içimden sadece şunu geçirdim:
“Bir gün bu sesi bir daha duyamayacağım.”
İşte insanı en çok bu yakıyor.
Şimdi mi.. !
Şimdi daha sık gidiyorum.
Bir şey bozulsun diye değil.
Bir ihtiyaç çıksın diye değil.
Bazen sadece oturmak için.
Bazen çay içmek için.
Bazen hiçbir şey konuşmadan yanında olmak için.
Çünkü anladım ki mesele kumanda değil.
Mesele şu:
Bir baba, evladını ararken özür diliyorsa…
orada sadece yaşlılık yoktur.
Orada yılların içine yerleşmiş bir çekirdek inanç vardır:
“Ben kimseye yük olmamalıyım.”
Ama gerçek şu:
Bizi büyüten insanlar,
yaşlandıklarında yük olmaz.
Sadece biraz daha fazla yer isterler kalbimizde.
Ve o yeri onlara çok görmemek gerekir.
Çünkü bir gün telefon artık çalmaz.
Ve insan en çok, açamadığı aramaları hatırlar.
……
Yusuf TAŞKAN & Ata KARATAŞ
