Güreşiyorum Portre 299. Bölüm Süleyman Güngör, Süleyman Karaman ve Çelebi Bayır..

GÜREŞİYORUM /PORTRE 299/Süleyman Güngör, Selahattin Karaman ve Çelebi Bayır. Sessiz Kahramanların Bıraktığı Miras.
Bugün Türk güreşi hâlâ ayaktaysa, hâlâ kürsülerde yer buluyorsa, bunun arkasında bu tür sessiz kahramanlar vardır.
Onlar reklam yapmaz. Onlar konuşmaz.
Ama onlar üretirler. Ve bu üretimin arkasında, genç antrenörlere yol gösteren, bilimsel temeli güçlendiren, antrenörlüğü yalnızca saha pratiği değil, aynı zamanda bir uzmanlık alanı olarak öğreten insanlar vardır. Ve tarih, çoğu zaman en çok konuşmayanları yazar.
Çünkü.
Bazıları şampiyon olur,
Bazıları şampiyon yetiştirir.
Ama çok azı, bir milletin spor kültürünü inşa eder.
İşte Süleyman Güngör, Çelebi Bayır ve Selahattin Karaman bu nadir insanlardandır. Onların yolunda, doğru zamanda verilen doğru eğitim ve rehberlik ise bu hikâyenin en kıymetli temel taşlarından biridir.

Bu vesileyle, “Güreşiyorum / Portreler” projesinin fikir babası Dr. Ramazan Savranbaşı başta olmak üzere, bu portrelere bilgi, belge, görüş ve katkılarıyla destek veren tüm dostlarıma ve arkadaşlarıma en içten sevgi, saygı ve teşekkürlerimi sunuyorum.

PORTRE 299’ a başlıyoruz.
Bilimle Yoğrulan Üç Antrenör
Türk güreşi denince akla önce kürsüler, madalyalar ve göndere çekilen bayrak gelir. Oysa bu başarıların arkasında, çoğu zaman görünmeyen ama sonucu belirleyen çok daha derin bir emek vardır.
Sabahın erken saatlerinde başlayan antrenmanlar, yıllarca süren sabır, sporcu psikolojisini doğru okumak, doğru zamanda doğru sözü söylemek…
Kısacası, sessiz, mütevazı ve gösterişten uzak bir emek.
Bu portre yazısı;
Üç antrenörün hikâyesi:
Süleyman Güngör, Çelebi Bayır ve Selahattin Karaman. Bu hikâyeyi eksiksiz anlatmak için, onların yetişme sürecinde önemli bir payı olan Dr. Ramazan Savranbaşı’nı da anmak gerekir. Çünkü bu üç ismin antrenörlük bakışında, bilimsel yaklaşımında ve sporcu yetiştirme anlayışında onun güçlü bir izi vardır.
Ortak Zemin:
Aynı Ekol, Farklı Yollar
Bazı antrenörler sporcu yetiştirir.
Bazıları ise bir sistem kurar, bir kuşak inşa eder. Süleyman Güngör, Çelebi Bayır ve Selahattin Karaman’ı bir araya getiren şey yalnızca başarıları değildir.
Onları ortak bir çizgide buluşturan asıl unsur; bilimi, disiplini ve emeği merkeze alan bir anlayışla yetişmiş olmalarıdır.
Celal Bayar Üniversitesi’nde şekillenen bu bakış açısı, onların antrenörlük yolculuğunda yalnızca bir eğitim değil, aynı zamanda bir yöntem haline gelmiştir.
Bu ortak zemini hatırladıktan sonra, şimdi tek tek bu üç ismin hikâyesine daha yakından bakalım.

Süleyman Güngör:
Bilimsel Temelin Sahadaki Karşılığı
Süleyman Güngör, ikinci gruba giren isimlerden biridir; yani yalnızca sporcu yetiştiren değil, bir sistem kuran antrenörlerden.
Gaziantep’in mütevazı sokaklarından çıkıp Sivas Pamukpınar’ın disiplinli ortamında yetişen, İstanbul Güreş İhtisas’ta güreşin sertliğini ve rekabetini yaşayan, ardından Celal Bayar Üniversitesi’nde bilimsel bir temel kazanan bir yolculuktan söz ediyoruz. Bu yolculukta üniversitedeki eğitim ortamının ve özellikle antrenman bilimine dayalı yaklaşımın etkisi büyüktür.
Güngör’ün antrenörlük anlayışının şekillenmesinde yalnızca saha tecrübesi değil, planlı çalışma, yüklenme-toparlanma dengesi ve sporcu gelişimini uzun vadeli ele alma yaklaşımı da belirleyici olmuştur.
Bu gençlere yalnızca antrenman yaptıran bir hoca değil; antrenman biliminin mantığını öğreten, güreşin arkasındaki fizyolojik, teknik ve pedagojik gerçekleri anlatan bir rehber vardı. Süleyman Güngör’ün antrenörlük çizgisinde bu bilimsel bakışın izleri açıkça görülür. Onun sporcuya yaklaşımında sadece fiziksel hazırlık değil, doğru alışkanlık kazandırmak, mücadele kültürü oluşturmak ve gelişimi sistemli biçimde planlamak vardır.
Güngör’ün asıl hikâyesi ise Manisa’da yazıldı. Burada kurduğu düzen, yetiştirdiği sporcular ve oluşturduğu çalışma kültürü,

Türk güreşinde kalıcı izler bıraktı.
Kerem Kamal’dan Ali Cengiz’e, Emre Mutlu’dan Servet Angi’ye kadar Avrupa ve dünya minderlerinde Türkiye’yi temsil eden birçok isim, onun emek verdiği sporcular arasında yer aldı.
Bu başarılar yalnızca bireysel zaferler değil; bilimsel temellerle güçlendirilmiş bir antrenörlük anlayışının sahadaki karşılığıdır. Süleyman Güngör pek ortalıkta görünmez ama, yetiştirdiği sporcular, her kürsüde onun emeğini taşır.
BİLGİLENDİRME / GÜNGÖR ailesinde ; baba başta olmak üzere; Selahattin GÜNGÖR ve Barış GÜNGÖR’ de güreş yaptığı, güreş milli takımlarında Avrupa ve Dünya şampiyonalarında bir çok madalyaları var olup , Beden Eğitimi öğretmeni olarak görev yapmaktadırlar. Selahattin ile Barışta ayrıca bir hikayeyi hakkediyorlar.

Bir başka örneğimizde;
Çelebi Bayır:
Sessiz Bir İlçeden Dünya Minderine
Çelebi Bayır’ın hikâyesi, büyük merkezlerin uzağında ama büyük hedeflerin tam ortasında başlar.
O da aynı okuldan, aynı sınıftan, aynı ideallerden gelen isimlerden biridir. Celal Bayar Üniversitesi’nin üretken ortamında yetişen üç gençten biri olarak yola çıktı. Ancak bu yolculukta aldığı eğitim, onun antrenörlük anlayışına çok özel bir yön verdi. Bayır’ın çizgisinde görülen disiplin, ölçme-değerlendirme bilinci, sporcu takibi ve planlı gelişim yaklaşımı, büyük ölçüde bu bilimsel ekolün ürünüdür.
Güreşi yalnızca bir mücadele sporu olarak değil, aynı zamanda bir bilim alanı olarak da öğrenen Bayır, antrenman yükünün nasıl ayarlanacağını, sporcunun ne zaman zorlanacağını, ne zaman toparlanacağını ve teknik gelişimin nasıl sürdürüleceğini iyi kavradı. Bu birikimi sahaya taşıyan isimlerden biri oldu.
Mert İlbars’ı dünya ve Avrupa kürsülerine taşıyan, Tansel Can Örtücü, Samet Yaldıran ve Himmet Sandıklılı gibi isimleri uluslararası arenaya hazırlayan çalışmanın arkasında onun imzası var. Bu isimlerin her biri, yalnızca birer sporcu değil; doğru yönlendirme, doğru planlama ve uzun soluklu emeğin somut karşılığıdır. Çelebi Bayır’ın hikâyesi bize şunu hatırlatıyor:
Büyük başarılar yalnızca büyük şehirlerde doğmaz. Bazen bir ilçe salonunda, bazen minder kenarında, bazen de kimsenin dikkat etmediği bir antrenman saatinde filizlenir. Asıl farkı yaratan, o küçük görünen ama süreklilik taşıyan emektir.

Selahattin Karaman:
Yeniden Kurulan Bir Hayat, Yeniden Açılan Bir Alan
Selahattin Karaman’ın hikâyesi yalnızca bir antrenörün değil, hayata karşı direnç gösteren bir insanın hikâyesidir.
Genç yaşta gelen başarıların ardından baba kaybı, yarım kalan eğitim, zorunlu bir ara ve askerlik… Pek çok insan için bu noktada yol kapanırdı. Hayatın yükü ağırlaşır, hedefler ertelenir, hatta tamamen unutulurdu.
Ama o vazgeçmedi.
Yeniden başladı. Yeniden öğrendi. Ve yeniden üretti.
Bu yeniden doğuşta da aldığı eğitim ve çevresindeki bilimsel yaklaşımın katkısı unutulamaz. Karaman’ın antrenörlük çizgisinde yalnızca mücadele ruhu değil, sistem kurma becerisi ve sporcu gelişimini çok yönlü ele alma anlayışı vardır. Güreşe sadece yürekle değil; bilgiyle, yöntemle ve planla yaklaşmayı öğrendi. İzmir’de kurduğu kadın güreş takımıyla Türkiye’de bir ilke imza attı. O dönem kadın güreşi henüz bugünkü kadar görünür değilken, Karaman’ın ortaya koyduğu vizyon çok önemliydi. Sadece sporcu yetiştirmedi; aynı zamanda bir alan açtı, bir kapı araladı, bir anlayış değiştirdi. Kısa sürede gelen takım şampiyonlukları, ardından milli takıma uzanan yolculuk,

Türk kadın güreşinde yeni bir dönemin kapısını açtı. Nuray Karadağ, Derya Bayhan, Beste Altuğ, Bedia Gün, Aslı Tuğcu Gamze Durukan’dan Buse Tosun’a uzanan başarı zinciri, bu dönüşümün en önemli halkalarından biri oldu. Bu isimler, yalnızca madalya kazanan sporcular değil; aynı zamanda kadın güreşinin Türkiye’de güçlenmesinin sembolleridir.
Selahattin Karaman’ın hikâyesi şunu anlatır: Gerçek antrenör yalnızca sporcu yetiştirmez, imkânsız görünen koşullardan da gelecek kurar.

Ortak Payda: Bilim, Disiplin ve Öğrenci-Öğretmen Bağı
Bu üç isim yalnızca başarılı antrenörler değil.
Onlar; Aynı ekolden gelen, Aynı değerlerle yetişen, Bilimi, disiplini ve emeği merkeze alan bir anlayışın temsilcileri.
Bu anlayışın oluşmasında, onları yönlendiren akademik ve mesleki çevrenin payı büyüktür. Dr. Ramazan Savranbaşı’nın bu süreçteki etkisi, yalnızca bir isim olarak değil, bir yaklaşım olarak da hissedilir.
Çünkü burada mesele sadece teknik bilgi aktarmak değildir; mesele, antrenörlüğü bir düşünme biçimine dönüştürmektir.
Benim için bu hikâyenin ayrı bir anlamı da var.
Çünkü onlar, Celal Bayar Üniversitesi’nde birlikte emek verdiğimiz, sadece ders anlatmadığım; birlikte düşündüğümüz, tartıştığımız, geliştirdiğimiz öğrencilerimdi. Onların yetişmesinde, bilimsel düşünmeyi ve veriye dayalı karar almayı önemseyen yaklaşımın etkisi çok büyüktü. Sınıfta başlayan o yolculuk, bugün Türk güreşinin farklı alanlarında meyvesini veren bir emeğe dönüştü.
Bir öğretmen için en büyük gurur nedir? Yetiştirdiği öğrencinin kendisini aşmasıdır.
Bugün geriye baktığımda şunu açıkça görüyorum: Onlar yalnızca iyi antrenör olmadı, Türk güreşinin geleceğini taşıyan rol modellere dönüştü. Her biri kendi bulunduğu yerde bir okul kurdu, bir kültür oluşturdu, bir anlayış yerleştirdi…

300. Bölümde buluşmak üzere.
Her projenin bir sonu vardır.
Bizlere de Mevla’m bu çalışmayı tamamlamayı nasip etti ve artık sonuna geldik.
Elbette burada sizlerle paylaşmayı arzu ettiğimiz daha onlarca değerli büyüğümüz, antrenörümüz, hakemimiz, yöneticimiz ve güreş sevdalımız var.
İnşallah onları da başka çalışmalarda ve yeni projelerde anlatma fırsatı buluruz.
Saygılarımla.
Ata KARATAŞ 24 Temmuz 2026 TGF Mersinli Ahmet KİREÇÇİ Kamp Eğitim Merkezi

Benzer Haberler

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Haberi Paylaş

spot_img

Son Haberler

Bülten

Güncel kalmak için abone olun